Yunanistan’ın krizden çıkış için can simidi olarak sarıldığı özelleştirmeler Türkiye’de 1986 yılından beri gündemde. O dönemde Turgut Özal’ın rekabetçi piyasa oluşumu için başlattığı çalışmalar Türkiye’yi bu konuda ‘model ülke’ seviyesine çıkarttı. Uzmanlar, önyargılarla özelleştirmeye karşı çıkanlara, “Bütün veriler, kamu iktisadî teşekküllerinin (KİT) özel sektöre göre çok daha verimsiz çalıştığını, kârlılıktan uzaklaştığını ve başlangıçtaki iddiaların tersine refah getirmek yerine ülkenin sırtına yük olduğunu göstermektedir.” mesajını veriyor.
Özelleştirme tartışmalarının geçmişte ve günümüzde olduğu gibi, gelecekte de bitmesi beklenmemeli. Aslında soğukkanlı bir duruşla bakıldığında hem karşı çıkanların hem de savunanların konuya toplumsal refah ve ülkenin stratejik çıkarları açısından baktıkları görülecektir. Buna bir de hâlâ varlığını sürdüren ‘ideolojik takıntılar’ eşlik etmekte, ister verimli, isterse verimsiz olsun özel mülkiyete karşı çıkanları ilave etmek lazım. Kendileri her türlü varlığa sahip oldukları halde, devlet mülkiyetini bu kadar şiddetli savunmak herhalde pek tutarlı bir argüman olmasa gerek. Bir kere bu kesimin önce kendi zenginliklerini halka bağışlayarak, kamuya devrederek işe başlaması gerekir.
İşte özelleştirme ile ilgili temel sorular: Özelleştirmeyi destekleyen ya da köstekleyenlerin konuya toplumsal refah açısından baktıklarını ifade etik. Acaba hangi kesim haklı? Özelleştirme yapılırsa mı toplumsal zenginlik daha çok artar, yoksa kamuda kalırsa mı daha çok artar? Halkın, ülkenin refah ve mutluluğuna hangisi daha çok katkıda bulunur? Bu soruya en doğru cevabı verebilirsek, bu zor konu açıklığa kavuşur. Sorular bitmedi. Halkın canını sıkan, tedirginlik nedeni olan diğer önemli bir soru da bin bir çile ile taa Atatürk döneminden beri meydana getirilen stratejik milli varlıkların yerli ya da yabancılara ‘peşkeş çekildiği’ korkusudur. Acaba bütün bunların gerçek cevabı nedir? Aşağıda bunlar tek tek ele alınacaktır.
Özelleştirme neden ‘moda’ oldu? Özelleştirmenin olmadığı zamanlarda nasıl bir durumun ortaya çıktığını herhalde en iyi Türkiye örneği göstermektedir. Türkiye’de özelleştirme ağırlıklı olarak 1984 tarihinden sonra başladı. Dünyada da 1980′lerde süreç hızlandı. Bunun nedeni, 1970′ler itibarıyla bütün dünyada devlet müdahalelerinin, üretimin içinde olmasının piyasaları bozduğu, verimsizliklere neden olduğu yolundaki ortak algılamaların yaygınlaşmasıdır. Böylece kamu teşebbüslerinin, zannedildiği gibi milli refahın artmasından ziyade, uzun vadede gerilmesine neden olduğu ortaya çıktı.
Öte yandan büyük ölçekli, sabit maliyetleri yüksek, pozitif dışsallıkları (amme menfaati) geniş yatırımlara özel sektörün ilgi göstermediği bilinmektedir. Girişimci eksikliği, ülkede sermaye birikiminin yetersizliği de burada ön plana çıkmaktadır. Bu tür yatırımların doğrudan devlet tarafından yapılması gereği açıktır.
Ancak yatırım yapmakla bunu verimli işletmek arasında çok büyük fark vardır. Bütün veriler, kamu iktisadi teşekküllerinin (KİT) özel sektöre göre çok daha verimsiz çalıştığını, teknolojiden koptuğunu, kârlılıktan uzaklaştığını ve başlangıçtaki iddiaların tersine refah getirmek yerine ülkenin sırtına yük olduğunu göstermektedir. Nitekim Merkezi Plan Ekonomileri, ya da komünizm, ABD-NATO güçleri gelip bu ülkeleri işgal ettiği için ortadan kalkmadı. Tam tersine sistem kaliteli, katma değerli mal ve hizmet üretip rekabet edemediğinden kendini yeniden üretememiş sürekli geride kalmıştı, açıklar artıp gitmiştir. Bu arada halka vaat ettiği refah ve huzuru getirememiştir. Yeni iletişim ve ulaşım teknolojileri sayesinde halkların dünyada olup bitenleri görerek kendi ülkelerinde maruz kaldıkları ‘büyük yalan ve yanılgıyı’ görmeleriyle büyük bir direniş sergilenmiş, duvarların yıkılmasıyla halkların adeta üstü açık hapishanelere dönen ülkelerinden nasıl kaçtıkları görülmüştür.
Günümüzde de halkının karnını doyurmakta bile acze düşen ve herkese tehdit oluşturan Kuzey Kore, Küba gibi ülkelerin hali ortadadır. Halk cebren sınırlar içinde tutulmasa ve kabul eden ülkeler olsa, topluca ülkelerinden kaçmanın yollarını araştırmaktadırlar.
Türkiye’de özelleştirme: Türkiye’de artık konu özelleştirmelere destek/karşıtlık noktasından çoktan çıkmıştır. Konu özelleştirmelerin kamu menfaatlerine ve iktisadi verimliliğe uygun yapılıp yapılmadığı ile ilgilidir.
Özelleştirme çalışmaları, 1984 yılında kamuya ait yarım kalmış tesislerin tamamlanması veya yerine yeni bir tesis kurulması amacı ile özel sektöre devri uygulamaları ile başlamıştır. 1985 yılından itibaren 270 kuruluştaki kamu hisseleri, 22 yarım kalmış tesis, 814 taşınmaz, 8 otoyol, 2 boğaz köprüsü, 114 tesis, 6 liman, şans oyunları lisans hakkı ile Araç Muayene İstasyonları özelleştirme kapsamına alınmıştır. 25 kuruluştaki kamu payı ile 4 taşınmaz daha sonra özelleştirme işlemine tabi tutulmaksızın kapsamdan çıkarılmak, tasfiye edilmek veya kapsamda olmayan başka bir kuruluşla birleştirilerek tüzel kişiliği sona erdirilmek üzere devredilmiştir. Özelleştirme yöntemleri kısaca şunlardır: “Satış Yoluyla Özelleştirme (işletme ve taşınmazlar), Kullanım (işletme) Hakkı Devri Yoluyla Özelleştirme, Bedelli Devirler, Hisse Satışı, Bedelsiz Devirler.”
Türkiye’de bunların hepsi tercih edilmekle birlikte dünyada ve Türkiye’de mülkiyetin tümüyle satılıp devredilmesi esas alınmaktadır. yarın: altın hisse devlete el koyma yetkisi veriyor.
İşte çökerten fasit daire
-Kamu iktisadi teşekkülleri, etkileri bütün ekonomiye bulaşacak türden her seferinde kendini bir entropiye, yani yok oluşa sürüklemiştir. Çökerten fasit daire kısaca şu şekilde işlemiştir:
Ekonominin tümüne yayılan kamu tekelleri (KİT’ler).
Yaygın ve derin verimsizlik sarmalı.
Kamu kesiminden sağlanan yaygın sübvansiyonlar, akıl dışı fiyatlandırmalar. (Bunun anlamı ‘suni ucuz hayatın’ halk nezdinde getireceği rey, özel sektör tekelleri için ise beleş ve bedava ucuz girdi kaynağı. Davul halkın omzunda, tokmak büyük sermayede. Cunta ürünü, rüşvetçi sendika ise modern bir feodaliteyi sürdürmek, korkunç emek kesintileriyle lüks ve debdebe içinde yaşamak derdinde. Emekçinin cunta kucağında örgütlenen bu mafyatik yapılanmayı seçimle değiştirmesi ise imkansız)
Yüksek bütçe açıkları.
Kontrolden çıkan kamu borç sarmalı.
Azalan ödeme kapasitesi, artan riskleri yansıtmak üzere kısa vadeli, yüksek maliyetli (faz) borçlar.
Açık finansmanına ve karşılıksız para basmaya dayalı finansman nedeniyle dünyada tek bizde kalan %70′leri aşan 20 senelik enflasyon.
Dış açıklar-yetersiz rezervler, uygun olmayan kur modeli içinde gelen şok devalüasyonlar.
Toplumsal kaoslar ve ardından gelen askeri darbeler bir sarmal halinde, adeta bir makus kader olarak hep bir arada gelmiştir.
En önemlisi de bütün acı veren IMF reçetelerinin Türkiye’de milli hakimiyete dayalı sivil iktidarlar döneminde değil de, askeri rejimler döneminde, dipçik darbeleriyle halka kabul ettirilmiş olmasıdır. Yani Türkiye’nin cuntacıları ve darbecilerinin sureti haktan görünerek kullandığı ‘ulusalcı/milliyetçi’ söylem tümüyle sahtedir ve bir ‘takıyyeye’ (gerçek niyetini örtmeye) dayanmaktadır. Türk halkı nedense krize sebep olan bu yapıyı sorgulamak yerine, bütün bu kriz ve çökertme operasyonlarından sonra uygulamaya konulan özelleştirmeleri sorgulamaya bayılıyor. Yine süreçleri kaçırıyor, yine sonuçlara odaklanıyoruz. Yine bataklığı bırakıp, sivrisinek avına çıkıyoruz. Yine hastalıkla değil, yükselen ateşi bastırmakla uğraşıyoruz.

Özelleştirme gelirleri nereye gidiyor?
Özelleştirme İdaresi verilerine göre, 1986 yılından itibaren hız kazanan ve tamamı kamuya ait veya kamu iştiraki olan kuruluşlardaki kamu paylarının özelleştirme kapsamına alınması yoluyla yürütülen program çerçevesinde, İdare tarafından bugüne kadar 199 kuruluşta hisse senedi veya varlık satış/devir işlemi yapılmış ve bu kuruluşlardan 188′inde hiç kamu payı kalmamıştır. 1985 yılından bugüne kadar gerçekleştirilen özelleştirme uygulamalarının toplam tutarı 42 milyar dolar düzeyindedir. Bir bölümü vadeli ve döviz cinsinden gerçekleştirilen bu hisse senedi ve varlık satış işlemlerinden 31 Aralık 2010 itibarıyla 31 milyar dolar net giriş sağlanmıştır. Yıl bazında uygulama tutarı ile net giriş tutarı arasındaki fark, vadeli işlemlere ilişkin taksit ödemelerinden kaynaklanmaktadır. Özelleştirme kapsamındaki kuruluşlardan elde edilen 4 milyar dolar temettü geliri ve 10 milyar dolar diğer kaynaklarla birlikte 1985-31 Aralık 2010 dönemi toplam kaynakları 45 milyar dolar düzeyine ulaşmaktadır.
Aynı dönemde özelleştirme uygulamaları çerçevesinde 44 milyar dolar tutarında kullanım gerçekleştirilmiştir. Özelleştirme uygulamalarına ilişkin kullanımların yüzde 98′lik bir bölümü, kapsamdaki kuruluşlara sermaye iştiraki, kredi borçları ve personel ödemeleri, özelleştirme bonoları ve Hazine’ye aktarmaya ilişkin ödenen tutarlardır.
Bugüne kadar yapılan özelleştirme gelirleri nereye gitmiş bir bakalım. Özelleştirme uygulamaları sonucunda elde edilen kaynakların kullanımı 3 ana başlık altında toplanmaktadır. Bunlardan ilki özelleştirme kapsamındaki kuruluşlara yapılan ödemelerdir. 11 milyar dolar düzeyinde ve toplam kaynakların yüzde 26′sını kapsayan bu tutar, kuruluşlara yapılan sermaye iştirakleri, verilen krediler, çalışanlara yönelik iş kaybı ve özelleştirme sonrası tazminatları ile emeklilik primi ödemeleri gibi kullanım kalemlerinden oluşmaktadır. İkinci büyük kullanım kalemini ise, aynı tarih itibarıyla 21 milyar dolar düzeyinde ve toplam kullanımların % 48′ini kapsayan ve Hazine’ye ve Hazine bünyesinde bulunan Kamu Ortaklığı Fonu’na (Kamu Ortaklığı Fonu’na, 26 Mayıs 2000 tarihinde yürürlüğe giren 4568 sayılı kanun çerçevesinde, 2001 yılından beri aktarma yapılmamıştır.) yapılan aktarmalardan oluşturmaktadır. Kamu Ortaklığı Fonu’nun kullanım alanı ise mevzuatla sadece baraj, otoyol ve içme suları gibi altyapı tesislerinin finansmanıyla sınırlandırılmıştır.
Üçüncü kullanım kalemi ise, özelleştirme uygulamaları için çıkarılan bono ve tahvil ödemeleri gibi tutarlardan oluşmaktadır. Bu ödemelerin toplamı da yine aynı dönemde 11 milyar $ düzeyinde olup, toplam kullanımların yüzde 25′ini kapsamaktadır.
Yukarıda belirtilen üç ana kullanım kalemi toplamı olan 43 milyar dolar düzeyindeki tutar, toplam kullanımların % 98′ini kapsamakta ve özelleştirme olgusu var olsa da olmasa da, devletin bir şekilde Hazine’sinden yapmak zorunda olduğu tutarlardan oluşmaktadır. Görüldüğü üzere özelleştirmeler, bütçe açıklarını kapatmak ya da hükümetin borçlarını ödemek için kullanılmamaktadır.
Türkiye dünyadan farklı mı? Dünyada bu kadar farklı ülkede, bu kadar farklı zaman dilimlerinde, çeşitli merkezi planlama farklılıkların hemen hepsinin denenmesine rağmen verimli olmayan, rekabet edemeyen, kâr edemeyen KİT’lerin Türkiye’de başka türlü olmasını neden ve nasıl bekleyelim? Tam tersine, geçmiş acı tecrübeler göstermektedir ki; Türkiye büyük oranda devletin KİT’ler üzerinden ekonomiyi kilitlemesi nedeniyle krizden krize, çöküşten çöküşe sürüklenmiştir.
Arama Terimleri
- kit özelleştirmeleri
- türkiyede kitler
- türkiyede özelleştirme
- türkiye\de kitler
- türkiyede özelleştirmeler
- türkiyedeki kitler
- türkiyede özelleştirme süreci
- özelleştirmenin gereği
- türkiye\de kit\ler
- özelleştirme yöntemleri
