Özelleştirme Uygulamaları ve Yansımaları

Bugüne kadar yapılan özelleştirmeler değerlendirildiğinde, başlangıçta siyasi iktidarlar KİT’lerin özelleştirilmesini mülkiyetin tabana yayılması olarak savunmuş, halkın yeterli satın alma gücü olmadığından bu beklenti hiç bir şekilde karşılanmamış, yerli ve yabancı sermayeye blok satışlar yapılmıştır.

Özelleştirme Kararlarına karşı sendikalarımızca büyük mücadeleler verilmiştir. Yapılan eylemler ile kamuoyu desteği kazanılmaya çalışılmış ve ortak tepki gösterilmesi için dayanışmaya yönelik çağrılar yapılmıştır. Sendikalarımızca yapılan bir diğer mücadele yolu ise, açılan davalardır. Bu konuda sendikalarımızın açmış olduğu iptal davaları sonucu, bazı ihaleler yeniden yapılmış veya iptal edilmiştir.

KİT’ler kolay kurulmadı ama kolay satılıyor. Özelleştirmeler, genel olarak işsizlik ve gelir kaybı olarak topluma ve kamuya yansımaktadır. Sendikalarımızın mücadelesi, yalnızca kendi üyeleri yönünden yapılmamakta, döneminde yapılan tasarruflarla kurulan KİT’lerin korunmasına da yöneliktir. Bugün özelleştirmelerde kabul edilen değerlere bakıldığında, hiç birisinin yeniden kurulması kolay olmayacaktır. Piyasada rekabeti ve fiyat istikrarını da sağlayan kamu kuruluşları özelleştirildiğinde, tekeller oluşmaktadır. Kamu yararı önemsenmemekte ve toplumun ihtiyaçları pahalı bir yapıya dönüş-mektedir.

Ülkemizin bir çok bölgesinde gelir dağılımı ve yatırım açısından büyük eşitsizlikler bulunmaktadır. Bu farklılıklar, bugüne kadar KİT’ler ile belli ölçüde giderilmeye çalışılmıştır. Yeterince alt yapısı ve ticareti olmayan bölgeler açısından KİT’lerin önemi büyüktür. Bölgenin yaşamasında belirleyici olan KİT’lerin özelleştirmesi veya kapatılması işsizlik ve yoksulluk getirmiştir. Yatırımları yeterince gelişmeyen ve özel sektöründe gitmek istemediği yerlerdeki KİT’lerin daha da geliştirilmesi gerekmektedir.

İşsizliği önlemek gerekirken, özelleştirmeler ile yaygın işten çıkarmaların olması sosyal barışı riske etmiş, çalışma hayatında güvencesiz bir çalıştırma türü olan taşeron uygulamaları yaygınlık kazanmıştır.

Bugüne kadar yapılan özelleştirmeler, işsizlik ve sürecini hızlandırmıştır. Özelleştirmeler sonrası verimlilik ve istihdam azaldığı gibi, işyerlerindeki bütünlük parçalanmış, işlerin büyük bölümü taşeronlara verilerek farklılıklar yaratılmıştır.

On yıl öncesinde TÜRK-İŞ kamu işyerlerinde 600 bin işçiyle toplu iş sözleşmesi imzalarken, 2007 yılında 320 bin işçiyle imzalar duruma gelmiştir. Kamuda çalışan sayısının azılmasında birinci etken, özelleştirmelerdir. İkinci neden, kamuya yeni alma yerine, hizmetin satın alınarak taşeron uygulamasıyla sendikal hakların daraltıl-masıdır.

Özelleştirme İdaresinin kayıtlarında özelleştirme süreci sonrasında işten çıkarılan işçi sayısı 25 bindir. TÜRK-İŞ, işten çıkarılan işçilerin kamuda istihdam edilesi için yoğun bir mücadele vermiştir. 2005 yılından itibaren özelleştirme mağdurları olarak bilinen işten çıkarılanlar 657 sayılı Kanunun geçici 4-c maddesi gereği kamu işyerlerinde geçici işçi olarak çalışması imkanı getirilmiştir. Hükümet, bu adımı atarken, özlük haklarında sınırlamalara gitmiş, gösterge ve katsayıyla belirlenen ücretler dışında her hangi bir ödemenin yapılmaması, özelleştirme mağdurlarının beklentisini boşa çıkarmıştır.

TÜRK-İŞ, her şeyden önce işçi kimliğiyle çalışan 25 bin çalışanın kıdem tazminatı dahil her türlü alacağının güvence altına alınmasını, ücret ve sosyal hakların geliştirilmesini ve sendikaya üyelik hakkının tanınması için mücadele etmektedir. Hükümetin bu konudaki olumsuz yaklaşımının değişmesi gerekmektedir. Çalışanlara değişik adlar getirilerek, hem hakkı ihlal edilmekte, hem de çalışanlar arasında eşitsizlikler yaratılmaktadır.

Anayasamızda, kanun önünde eşitlik ilkesi temel bir kural olarak benimsenmiştir. Bu yönüyle de, 657 sayılı Kanunun geçici maddesi değiştirilmeli ve bu kapsamda çalıştırılanların 4857 sayılı İş kanunundaki hükümlerden yararlanmaları sağlanmalı ve sendikal hakları verilmelidir.

Özelleştirmeler, çalışanlara hak kaybı ve işten çıkarılmalar olarak yansıdığından, fatura işçilere kesilmektedir. Sosyal devlet, öncelikle çalışanları koruyan devlettir. Sosyal devlet, iş yaratan ve güvenceler sağ-layan devlettir. Bu temel ilke, özelleş-tirmeler ile zayıflatılmaktadır. Sosyal devletin koruyucu ayakları olan sendika, ve haklarını düzenleyen Kanunlar, çalışanlar aleyhine değiştirilmektedir.

İstihdam Paketi kapsamında yapılan son değişiklikler, maliyetlerinde belirleyici olan işverenlerin ödediği sigorta primlerinde 5 puan indirim yapılmış, 18-29 grubu erkek işçiler ile kadın istihdamında yeni işe alınacak işçiler bakımından da önemli teşvikler getirilmiştir. Bunlar yapılırken de, çalışanları koruyan bazı sosyal haklar da ortadan kaldırılmıştır. İşyeri hekiminin iş-yerinde bulundurulma zorunluluğu kaldırılmış, hizmetin dışardan da satın alınabilmesine imkan tanınmıştır. Kreş ve spor tesisi gibi çalışanların sosyal yönden koruyan haklar ortadan kaldırılmıştır.

İşsizlik sigortasında beklenen değişiklikler yapılmamış, kapsamı daraltan koşullar aynen korunmuş-tur. Sadece, işsizlik ödeneğinde anlamsız artışlar yapan değişiklikler yapılmıştır.

Özelleştirme ve İşsizlik Sigortası gelirleri, Hükümetin keyfi olarak kullandığı bir fon özelliğine dönüş-türülmüştür.

Borç yükü ve cari açık giderek büyümektedir. Bu riskli ortamda özelleştirmeler ile ekonomimiz giderek bağımsızlık çizgisinden çıkmaktadır.

Ekonomisi güçlü ve olmayan ülkelerin yaşadığı sorunları yaşamak istemiyorsak, özelleştirmelere bir bütün olarak bakmak ve strateji belirlemek gerekir. Bunlar yapılmazsa, ülke ekonomisinin geleceği yabancı tekellere teslim edilme gibi bir durum söz konusudur.

[download id="6"]

Arama Terimleri

  • özelleştirme sürecinde işsizlik

Benzer Haberler