Ölüyoruz… Sesimizi duyan yok mu?

Kurtulmak için ölmek mi lazım? Sesimizi duyan yok mu?

Diyarbakırlıydı. Adi Refik Doğan, kod adı 4/C’li. Hizmetli olarak çalıştığı okulda hayatına son verdi. Duyduk borçları varmış. Devletin şefkatli eli değmemiş. Hiç bir zaman çözüm olarak görmesek de kendince çareyi ölümde bulmuş. Arkasından birkaç kelam ettik rahmet okuduk biraz da dua. Gazetelerin 3.sayfalarında küçücük bir yer buldu hepsi bu.

Adı Gökhan Sevinmiş. TÜİK 4/C’lisiymiş. 15 yıl çalıştığı işte “geçici”. Onunda bir hikayesi var elbette. İçinde dram barındıran. Bir kaç fotoğraftan ibaret tanışıklığımız. Fotoğraflardan biri, simit ayrandan ibaret. Muhtemelen sabah kahvaltısı bir çoğumuzun yaptığı gibi. Bir de evladıyla çekilmiş mutlu bir kare. Gülen yüzüyle bize bakıyor. Belkide içi kan ağlarken. Bir baba. Amansız bir hastalığa yakalanmış. Neler çekti bilmiyoruz tahmin edebiliyoruz sadece. Yazılanlara bakılırsa sadece amansız hastalıkla mücadele etmemiş, hastalık izni 1 ayla sınırlı diye malulen emekli edilmiş. 700 TL maaşa bağlamışlar. Oysa bu hastalıklar sadece ilaçla değil moralle de aşılabilir öyle değil mi? Peki bir yandan hastalıkla mücadele ederken hastalandığında sizi dışlayan, kollamayan bir işiniz varsa? Kapılar yüzünüze kapanmışsa bir bir.

Sahip çıkan olmamışsa kim çıkabilir bu hastalığın içinden sağ salim?

Adı İsmail Ağyar. Henüz neler yaşadı bilmiyoruz. Ama Refik’ten, Gökhan’dan farklı değildir. Ayni kötü sonla karşılaştığına göre.

Belki bilmediğimiz yüzlerce 4/C hikayeleri var şahit olmadığımız. Ama bildiğimiz; ölüyoruz, sesimizi duyan yok mu? (Emin DAŞDEMİR)

You may also like...