Meclis Araştırma Önergesi kabul edilmedi

Meclisin dünkü oturumunda görüşülüp oylanan, Cumhuriyet Halk Partisi grubunun verdiği 4/C kapsamında istihdam edilenlerin sorunlarına ilişkin 10/383 esas numaralı Meclis Araştırma Önergesi kabul edilmedi.

Saygıdeğer milletvekilleri, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup oylarınıza sunacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu; 11.06.2009 Perşembe günü (Bugün) toplanamadığından, Grubumuzun aşağıdaki önerisinin, İçtüzüğün 19 uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

Hakkı Suha Okay Ankara Grup Başkan Vekili

Öneri:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Gündeminin, Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler Kısmında yer alan (10/383) esas numaralı Meclis Araştırma Önergesinin görüşmesinin, Genel Kurul’un 11.06.2009 Perşembe günlü birleşiminde yapılması ve Genel Kurulun bugün Saat 19:00’a kadar çalışması önerilmiştir.

BAŞKAN – Grup önerisinin lehinde, Bursa Milletvekili Sayın Abdullah Özer.

Sayın Özer, buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

ABDULLAH ÖZER (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 4/C kapsamında istihdam edilenlerin sorunlarına ilişkin verdiğimiz Meclis araştırma önergesi üzerine Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bugün sizlere yıllardan beri çözülemeyen ama çözülememesine rağmen kanamaya devam eden ve hatta kanatılmaya devam edilen bir konudan, bir yaradan bahsetmek istiyorum. Bu konu, kamuoyunda “özelleştirme mağdurları” veya “4/C’liler” olarak bilenen konudur. Özelleştirme mağdurlarına ilişkin yasal dayanak 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 4’üncü maddesinin “Geçici personel” başlıklı (C) bendi ile her yıl ocak veya şubat aylarında çıkarılan Bakanlar Kurulu kararıdır. 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 4’üncü maddesinin (C) bendine göre geçici personel tanımı şöyledir: “Bir yıldan az süreli veya mevsimlik hizmet olduğuna Devlet Personel Başkanlığının ve Maliye Bakanlığının görüşlerine dayanılarak Bakanlar Kurulunca karar verilen görevlerde ve belirtilen ücret ve adet sınırları içinde sözleşme ile çalıştırılan ve işçi sayılmayan kimselerdir.” Yani bu kapsamda çalışanlar işçi değil ama memur da değil. Yani ne olduğu belli değil. Bugün bu kapsamda çalışanların sayıları 2009/14538 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı’na göre 21.193’tür. Zaman zaman Maliye Bakanı başta olmak üzere sayın bakanlar “Biz bunlara iş verdik. Nelerine yetmiyor?” anlamına gelen sözler sarf ediyorlar. Bu kürsülerde bu sorunu sürüncemeye bırakmaktan da âdeta zevk alıyorlar. Bu 21.193 kişinin büyük bir bölümü eski Maliye Bakanının “Babalar gibi satarım.” dediği özelleştirilen kurumların yani SEKA’nın, HAVAŞ’ın, Gima’nın, TÜPRAŞ’ın, Petrol Ofisinin, PETKİM’in, TÜGSAŞ’ın, Sümerbank’ın ve benzer kuruluşların kalifiye, dikkat ediniz kalifiye elemanlarıydı, kadrolu elemanlarıydı, yetişmiş elemanlarıydı. O kurumlar da Türkiye’nin göz bebeği kurumlardı, cumhuriyetin çok önemli birikimleriydi.

Değerli milletvekilleri, iktidara sesleniyorum: Bu kurumları babalar gibi sattınız, helalühoş olsun da çalışanlarından ne istediniz? Aile sorumluluklarını yerine getirebilecekleri bir gelir ve sosyal haklardan mahrum ettiniz. Bu insanları neden açlığa mahkûm ettiniz? Bu insanlara düşmanlığınızın haklarını vermemekte ısrarınızın sebebi nedir, anlamakta zorlanıyorum. Şimdi, 2009/14538 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı’na bakıyorum. Çünkü bu karar özelleştirme mağdurlarının çalışma usul ve esaslarını düzenliyor. Kararın 5’inci maddesi çalışma saatlerini düzenliyor. Bu maddenin ikinci ve üçüncü cümlesinde deniliyor ki: “Geçici personel kendisine verilen görevleri çalışma saatlerine bağlı kalmaksızın sonuçlandırmak zorundadır. Bu çalışma karşılığında herhangi bir ek ücret ödenmez.” 21’inci yüzyıl Türkiye’sindeki uygulamaya bir bakın Allah aşkına! Adında “adalet” kelimesi bulunan bir partinin iktidarındaki uygulamaya bir bakın! Yani burası, Orta Çağ Türkiye’si mi, Uganda mı anlamakta zorlanıyorum.

Bu uygulama, Türkiye’nin onayladığı uluslararası sözleşmelere göre ve Anayasa’mıza göre suçtur. Çünkü bu uygulamanın adı “angarya”dır ve angarya, Anayasa’mıza göre suçtur. Yani aynı dairede memur ve işçilerle birlikte çalışan bu personel, mesai bitiminde herkes evine giderken kendilerine verilen işi ücretsiz olarak bitirmek zorundadır veya mesai arkadaşları fazla mesai alırken bunlar alamayacaktır. Bunun hukuka, adalete, vicdana sığan tarafı var mıdır?

Değerli milletvekilleri, az önce de ifade ettim, özelleştirme mağdurları kalifiye eleman, yani nitelikli personel iken mağdur duruma düşürülmüş kişilerdir. Bu mağduriyet, ücretlerini de yarıya veya üçte 1’e indirmiştir. Yani özelleştirme mağdurları varlıktan yokluğa düşürülmüş kişilerdir. Bunların kazanç getirici bir işte çalışmaları da yasaktır. Neden? Çünkü bunlar işçi sayılmayan ama memur da sayılmayan kişilerdir. Memur sayılmıyorlar ama devlet memurları için suç sayılan fiil ve hareketler bunlar için geçerli. Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu!

İzinler konusunda da ayrı bir gariplik var. Yıllık izin yok, çünkü yılda on ay çalışıyorlar, yani bir yılı dolduramadıkları için yıllık izni hak etmiyorlar. İktidarın mantığına göre “Ayda bir gün ücretli izin verilebilir.” diyor Bakanlar Kurulu. Şimdi burada bir noktaya dikkatinizi çekmek istiyorum: Yılın on ayı çalışıp, iki ay ücretsiz izne çıkan bu insanlar, neticede Kızılay’ın tahsis ettiği çadırlarda yaşamıyorlar, çoluk çocukları var ama diyorsunuz ki: Bu iki aylık sürede sigortalı bir işte çalışamazsınız, çalışırsanız sözleşmenizi yenilemeyiz. Peki, bu iki aylık sürede bu insanlar kira vermeyecek, elektrik, su kullanmayacak, yiyip içmeyecek, çocuğunu okula göndermeyecek mi? Parayı nereden bulacak? Haa, demek istiyorsunuz ki: Çalış ama haberimiz olmasın. Ee peki, kayıt dışıyla mücadele etmiyor muyduk? Kayıt dışı suç değil mi? Bu insanları gözlerimizin içine baka baka suça yönlendiriyorsunuz, azmettiriyorsunuz, suç işliyorsunuz. Yetmiyor, bir yıl çalışmadıkları için kıdem tazminatı hakkı da ortadan kalkmış oluyor. Yani yirmi beş-otuz yıl çalıştıktan sonra açlık sınırında yaşayan bu insanları herhangi bir toplu para almaksızın emekli ediyorsunuz. Bunun vicdana sığan bir tarafı var mı? Gelin, bu duruma bir son verelim, sözleşmeleri birer yıllık yapalım.

Değerli milletvekilleri, Bakanlar Kurulu kararının 8’inci maddesi “Çalıştıkları her dört ay için iki günü geçmemek üzere hastalık izni verilir, rapor süresinin iki günü aşması hâlinde aşan kısım için ücret ödenmez.” diyor. Yani ayda yarım gün hastalanma hakkınız var. Allah aşkına, hastalık, özelleştirme mağdurları için sizden izin mi isteyecek? Hastalık bu, bir gün de sürer, kırk gün de sürer. Önemli olan bunu belgelemek değil mi? Hayır. Adında “adalet” kelimesi olan İktidara göre hasta olma hakkınız yok. Allah göstermesin, özelleştirme mağdurları ağır hastalığa maruz kalsalar işten atılacaklar, sokakta kalacaklar; hem hasta hem işsiz hem aç… Bu mantığı benim vicdanım kabul etmiyor açıkçası.

Değerli milletvekilleri, çok uzağa gitmeye gerek yok, diğer kurumlara gitmeye veya bakmaya gerek yok. Türkiye Büyük Millet Meclisinde çalışan 4/B’liler için de, 4/C’liler için Başkanlık Divanı kararıyla iyileştirmeler yapmışız, ücretlerde, sosyal haklarda, izinlerde iyileştirmeler yapmışız. Ben, özel sektörden geliyorum, inanın, özel sektörde hiçbir işveren böyle bir sözleşmeyle işçi çalıştıramaz. Böyle bir sözleşme yargıdan kesinlikle geri döner. Burası Türkiye Büyük Millet Meclisi, gelin bu örneği genelleştirelim, 21 bin kişinin ıstırabına son verelim.

Değerli milletvekilleri, 21 bin kişiyle Türkiye Cumhuriyeti devleti batmaz, gelin bunları kadroya geçirelim ve bu zulüm sona ersin. İşinize geldiğinde yapıyorsunuz zaten, işte size bir örnek; 2007 yılında, Diyanet İşleri Başkanlığında çalışan 250 civarındaki…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özer.

ABDULLAH ÖZER (Devamla) – Teşekkür ederim Başkanım.

…4/C çalışanını, hatta TRT’de çalışan 165 4/C kapsamına çalışanı kitabına uydurup 4/B kapsamında çalışır hâle getirdiniz. Bu uygulamayı neden tüm 4/C kapsamında çalışanlar için yapmıyorsunuz? Yani, buradaki tek sorun, TRT ve Diyanet İşleri Başkanlığında 4/C kapsamında çalıştıranların özelleştirme mağduru olması mıdır? Unutmayın, özelleştirme mağdurlarının işi, gücü vardı, işlerini ellerinden aldınız, onları mağdur hâle siz getirdiniz; o yüzden bu sorunu çözmek zorundasınız. İşinize gelince kitabına uyduruyorsunuz, işinize gelmeyince bin dereden su getiriyorsunuz. Unutmayın, hiçbir iktidar zulüm ile payidar kalamaz.
Kamuda çalışan 657’ye tabi 4/C statüsündeki personelin çalışma koşullarını düzenleyen hizmet sözleşmesindeki sakıncaların düzeltilmesi, yanlışlıkların giderilmesi yüce Meclisin önünde duran çok ciddi bir zorunluluktur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ABDULLAH ÖZER (Devamla) – Bitiyor Sayın Başkan, çok az kaldı.

BAŞKAN – Buyurun efendim.

ABDULLAH ÖZER (Devamla) – 4/C statüsünde çalışan binlerce vatandaşımıza reva görülen bu zulmün bir an önce giderilmesini diliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özer.

Grup önerisinin aleyhinde, Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Akif Paksoy.

Buyurun Sayın Paksoy. (MHP sıralarından alkışlar)

MEHMET AKİF PAKSOY (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisinin, kamu görevlilerinin sorunları hakkında verdiği araştırma önergesinin aleyhinde söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Hepimizin malumu olduğu üzere, kamu personel rejimi, AKP Hükûmetinin yedi yıllık iktidarı döneminde bir türlü düzenlenememiştir. Aslında düzenlenmemiştir demek daha doğru olur diye düşünüyorum.

Kamudaki statü ve ücret eşitsizliği bu Hükûmet döneminde hat safhaya ulaşmıştır. AKP sözcüleri bu kürsüye geldiklerinde bütün cumhuriyet döneminde şu kadar icraat yapıldı, bizim dönemimizde bu kadar yapıldı diyorlar. İyi, güzel de döneminizde yapılmayanları, yapmadıklarınızı niye söylemiyorsunuz? Siz de çok iyi biliyor ve kabul ediyorsunuz ki aynı unvanda aynı işi yapan farklı kurumlarda görev yapan kamu personeli arasındaki farklı ücret uygulaması iş barışını bozmakta, kurumlar arası nakil talebini artırmaktadır. Bu durumda ihtiyacı olan kurumlar personel sıkıntısı çekerken, ihtiyacı olmayan kurumlarda personel fazlalığı oluşmaktadır. Özlük hakları kendi kurumuna nazaran daha iyi kurumlara geçmek isteyen memurlar, milletvekilleri başta olmak üzere üst yöneticilerden tavassut ve torpil talep etmektedirler. Bu talepler karşılanmadığı takdirde -ki çoğunluğu karşılanamamaktadır- vatandaşla siyasiler ve kamu yöneticileri arasında hoş olmayan durumlar yaşanmaktadır.

Hükûmete kamu personel rejimiyle ilgili ne zaman bir soru sorulsa, kadro talebinde bulunulsa, ücretlere zam istense alınacak cevap çok kısa ve net: Kamu personel reformu çalışmaları devam etmektedir. Çalışmalar neticelendiğinde bu sorunlar çözülecektir.

İyi de bu çalışmalar ne zaman tamamlanacak? Çalışmalar tamamlanmaktan öte, siz kamu yönetimini daha çetrefilli hâle getiriyorsunuz. Mesela ısrarla sözleşmeli personel uygulamasına devam ediyorsunuz ve sözleşmeli personelin sayısını artırıyorsunuz, vekâletle yönetme huyunuzdan vazgeçmiyorsunuz. Bakın, kamuda 150 binin üzerinde sözleşmeli personel çalışıyor. 657 sayılı Yasa gayet açık. Sözleşmeli personelin ihtiyaca göre geçici ve uzmanlık gerektiren işlerde çalıştırılmasını öngörüyor.

Millî Eğitim ve Sağlık Bakanlığı başta olmak üzere diğer bakanlıklarda da yaygınlaştırılan sözleşmeli personel uygulamanız 657 sayılı Yasa’yla uyuşuyor mu? Millî Eğitim Bakanlığı sırf 30 bin usta öğreticiyi bu statüde geçici zamanlı çalıştırıyor. Sağlık Bakanlığının uygulamaları tam Avrupa İnsan Hakları mahkemelik. Hiçbir mazeret tanımıyor. Askere gidenler ancak mahkeme kararına istinaden görevlerine dönebilirken, nihayet bu uygulamadan vazgeçildi. Böyle sosyal devlet, böyle hukuk devleti olur mu?

Kıymetli arkadaşlar, bu sözleşmeli personel işi tam bir vicdanları sızlatan yara hâline geldi. Aynı kurumda, aynı yerde, aynı öğrenimde iki kişiden biri sözleşmeli, diğeri kadrolu. Sözleşmelinin mazeret de dâhil tayin hakkı yok, sözleşmesi yıllık yenileniyor, terfi imkânı yok, sosyal güvenlik kurumu olarak SSK’lı sayılıyor, arkadaşının aldığı ücretten daha az ücret alıyor. Bizce, sözleşmeli personel uygulamasına Başbakanlık ve Maliye Bakanlığı engel olmaları gerektiği hâlde örtülü olarak destek vermektedirler. Şunun için: Kamunun ihtiyacı olan kadroları Maliye Bakanlığı vermiyor. Maliyeden kadro alamayınca siz de bu sefer arkadan dolanarak sözleşmeli personel ihdas edilme amacına aykırı olarak personel ihtiyacını karşılamaya çalışıyorsunuz. Nihayetinde çıkan kaynak yine kamunun kesesinden çıkıyor. Şimdi Millî Eğitim ve Sağlık Bakanlığında yaygın olarak kullandığınız bu yöntemi, yarın, polisler, hakimler içinde mi kullanacaksınız? Sözleşmeli öğretmenden sonra, Türkiye, sözleşmeli hâkim, sözleşmeli polisle mi tanışacak? Arkadaşlar, burada hem yasa ihlal ediliyor hem de personel mağdur ediliyor. Bakın, mesela, sözleşmeli öğretmenlerin kadrolu öğretmenlere nazaran maruz kaldığı birkaç haksızlığı size aktarayım. Kadrolu öğretmene göre sözleşmeli öğretmenin il içi ve özür durumu hariç il dışı tayin hakkı yok. Eş durumu atamaları eşlerinin çalıştıkları kurumun yüzlerce kilometre uzağına yapılıyor. Sözleşmelilere yolluk verilmiyor. Ek dersinden SSK kesintisi yapılıyor. Burası çok önemli, sözleşmeli öğretmenler yönetici veya müfettiş olamıyorlar. Bir yıllık sözleşmeli öğretmen ile yirmi beş yıllık sözleşmeli öğretmen aynı maaşı almakta, eş, çocuk ve doğum yardımlarından faydalanamamaktadır.

Sözleşmeli öğretmenlerin sözleşmeleri her yıl yenilerek giriş-çıkış yapılmaktadır. İş garantileri konusunda endişe verici bir durum söz konusudur. Sözleşmeli bir öğretmenin emekli olma ve emekli tazminatı alma hakkı belirsizdir. Dahası var, sözleşmeli öğretmenin yurt dışı öğretmenliğe başvuru hakkı yoktur. Her sözleşme döneminde “sözleşme bedeli” veya başka adlar altında kesinti yapılmaktadır. Sözleşmeli öğretmenlikte geçen süreler maaş derecesine etki etmemektedir.

Sözleşmeli öğretmenlik, atama değil görevlendirmedir. Sözleşmeli öğretmenler hiçbir şekilde Yönetici Atama ve Görevde Yükselme Yönetmeliği’nden yararlanmamaktadırlar. İdarecilik hakları yoktur. Sözleşmeli öğretmenler asker öğretmen olarak görev yapamamaktadırlar. Sözleşmeli öğretmenler ile kadrolu öğretmenlerin ek ders ücretleri farklıdır. Bu listeyi uzatmak mümkün. Öğretmenlerde yaşanan sıkıntıların benzerleri diğer sözleşmeliler için de geçerli.

Kıymetli arkadaşlar, bizim Milliyetçi Hareket Partisi olarak çağrımız: Öncelikle hangi kamu görevlerinin memurlar ve sözleşmeliler eliyle yürütüleceğini açıkça bir tanımlayın. Yok diyorsanız, bu durum 657 sayılı Yasa’da tanımlanmış. Bu sizin yaptığınız 657 sayılı Yasa’ya da, Anayasa’ya da, kamu vicdanına da aykırı.

Bir başka husus: 57’nci Hükûmet döneminde eşitliği ve adaleti temin amacıyla çıkarılan kamu personelinin merkezî sınavla seçilmesine dair yönetmelik sizin döneminizde sulandırıldı. Özellikle belediyelerin bu yönetmelik hükümleriyle bağdaşmayan şekilde mülakat yoluyla personel almalarına imkân verilmektedir. Bu da torpil ve kayırmacılık iddialarını güçlendirmektedir.

Kamu personel reformu çalışmaları tamamlanmadan Hükûmetin bir kısım bakanlıkları veya kamu kurumlarını yeniden yapılandıracağına dair haberler çıkmaktadır. Bu husus kamu personel reformu çalışmalarını akamete uğratacaktır. Bu çalışmanın bir bütünlük içinde süratle yapılarak personelin mağduriyetine ve kamu hizmetlerinin aksamasına sebep olacak uygulamalardan kaçınılması gerekmektedir.

Kamu kurumlarında çok sayıda vekâleten yönetici görev yapmaktadır. Hükûmetin 10’uncu Cumhurbaşkanı Sayın Ahmet Necdet Sezer’le anlaşamaması sonucu bir kısım görevlerin vekâletle yürütülmesi makul karşılanıyordu. Ancak, Sayın Gül’ün Cumhurbaşkanı olmasından sonra aynı uygulamanın artarak devam etmesi kamu personeli üzerinde bir baskı oluşturmaktadır. Vekâleten yönetici atama tasarrufunun kullanılması bu yöneticileri inisiyatif kullanmaktan uzaklaştırmakta, sorumluluk almalarını engellemektedir. Vekil yönetici, işine gerektiği gibi motive olamamakta ve en önemlisi, astlarının kendilerini yer yer dikkate almamaları, yasal otoritelerinin zaafa uğraması gibi sonuçlarla karşılaşılmaktadır.

Diğer bizce çok önemli bir konu: Bir kısım kamu personelinin Hükûmet yandaşı sendikaya üye olmaları yönünde baskı gördüğüne dair çok sayıda bilgi almaktayız. Bir kısım sendikalar kendilerinin Hükûmetle yakın ilişki içinde olduğu izlenimini vererek personeli yönlendirmekte, bir kısım amirler de şifahi olarak personele baskı yapmaktadır. Kamu görevlilerine yönelik bu baskılar affedilmeyecek bir yanlıştır.

Kıymetli arkadaşlar, AKP Hükûmeti ülkemizin, insanımızın temel meselelerini çözmek yerine gündemi sürekli maniple etmektedir. Sayın Başbakanın edep ve ahlak dersi vermeden önce kendi söylemlerini, kendi konuşmalarını güzelce bir oturup gözden geçirmesi gerekmektedir. Ak ve adaletin sözlükte bir kelime olmaktan öte anlam kazanabilmesi için gerçekten ak ve adil icraatlara imza atılması gerekmektedir.

Size bir örnek vermek istiyorum: Özürlülerin istihdamına yönelik olarak yönetmelikler var. Bu yönetmelikler ne diyor: “Memur olarak özürlü istihdamı için kamu kurumları kadrolarının yüzde 3’ünü, işçi olarak istihdam edilecekler için kamuda yüzde 4’ünü, 51 kişiden fazla personel çalıştıran işyerleri için de yüzde 3’ünü özürlülere ayırın.” diyor. Peki, bu kıstaslara uyuluyor mu? Bu yönetmeliklerin uygulanıp uygulanmadığının takibi yapılmıyor mu? Yapılmıyor. Üstelik sizin bir de engelli vatandaşlarımızı temsil eden bir milletvekiliniz var. Sayın Ayva, Hükûmet bizim önerilerimize kulaklarını kapatıyor, âdeta sessiz sinema oynuyor. Lütfen, siz bu kadrolara gereği gibi kullanılıp kullanılmadığını bir araştırın. Özellikle Millî Eğitim, Sağlık gibi personel sayıları fazla olan bakanlıkların bu oranlara ne kadar riayet ettiklerini bir tespit edin.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Paksoy.

MEHMET AKİF PAKSOY (Devamla) – Ben cevabını biliyorum, belki de siz biliyorsunuz ama lütfen, bu konunun üzerine gidelim.
Kıymetli arkadaşlar, aynı sıkıntı 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu kapsamında iş hakları olan şehit yakınları ve gazilerimiz için de mevcut. Bu kanun kapsamında ayrılması gereken kontenjanlar ayrılmıyor. Temenni edilmez ama bu kanundan iş hakkını kullanmak isteyen vatan evlatlarının kendileri ve yakınlarına ayrılması gereken kontenjanların bildirilmemesi yüzünden istedikleri yere, istedikleri kuruma atanamıyorlar.

Öyle anlaşılıyor ki kamu personel reformunu ne zaman çıkartacağınız meçhul, hatta çıkartamayacağınız daha kuvvetli bir ihtimal. En iyisi, siz, kamu personelinin “ek ödeme” altında aldığı tazminatları emekli maaşlarına yansıtın, en azından yüzde 70-80’ini yansıtın, emekli olmak isteyen personel gönül rahatlığıyla emekli olabilsin. Bu şekilde, ülkemiz gibi işsizliğin had safhada olduğu bir sırada iş bekleyen binlerce, yüz binlerce insanımıza da umut verin.

((Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Paksoy.

MEHMET AKİF PAKSOY (Devamla) – Ben, bu araştırma önergesinin Meclise bu şekilde getirilmesi şeklinde değil de Sayın Bakanın kamu görevlilerinin, yani kamu personel reformunun açıklanmasını beklerdim diyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Paksoy.

Grup önerisinin lehinde Muş Milletvekili Sayın Nuri Yaman, buyurun efendim.

M. NURİ YAMAN (Muş) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’na tabi 4/C statüsündeki çalışanları kapsayan hizmet sözleşmesiyle ilgili Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun verdiği araştırma önergesinin lehinde Demokratik Toplum Partisi Grubu adına söz almış bunuyorum. Bu nedenle yüce Meclisi saygıyla selamlarım.

Benden önce konuşan değerli hatipler konunun benzer, benim de değineceğim can alıcı noktalarına deyim yerindeyse satırbaşlarıyla değindiler. Ben de bunları belirtmenin yanında zamanın elverdiği ölçüsünde de uygulamadan gelen ve 2004 yılından bu yana uygulanan sözleşmeli personelin uygulama sırasında ne tür sıkıntılarla karşılaştıklarını ve yaşadıkları benim de bire bir tanık olduğum bazı konulara da yeri geldiğinde değinmek istiyorum.

Bilindiği gibi, kamu hizmetleri, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 4’üncü maddesine göre “Memurlar, sözleşmeli personel, geçici personel ve işçiler eliyle gördürülür.” hükmünü taşıyor. Bu düzenlemeye göre araştırma önergesine konu edilen geçici personel çalıştırılması da bu kanunun söz konusu 4’üncü maddesi kapsamındaki personel olarak değerlendiriliyor. Bu maddeye göre, bir yıldan az süreli veya mevsimlik hizmet olduğunda Devlet Personel Başkanlığı ve Maliye Bakanlığının görüşlerine dayanılarak Bakanlar Kurulunca karar verilen görevlerde ve belirtilen ücret ve sayı sınırları içinde sözleşmeyle çalıştırılan ve işçi olmayan kimseler diye tanımlanmaktadır. Bu konuyu düzenleyen ve her yıl Bakanlar Kurulunca çıkarılan karara dayalı sözleşme hükümleri değerlendirildiğinde konuyla ilgili sözleşmeli çalışan kimselerin tazminat haklarının önüne geçilmesi için yılın on iki ayının belli bir süresi için çalıştırılmaması gibi -ki bu genelde bir ile iki ay arasında görülmekte- bir uygulamanın devam ettirilmekte olduğu ve bunun her yıl kararnamede de aynen yinelendiğini görüyoruz. Bu uygulama ile çağdaş çalışma sistemlerinin dışında bir düzenlemeye gidildiğini sanıyorum kabul etmeyecek bir kişi aramızdan çıkmayacaktır.

Sayın milletvekilleri, bu kapsamdaki personel, ücretsiz izinli sayıldıkları bir veya iki aylık süreler içinde başka bir yerde çalışma yasağı getirilerek insanların âdeta iradeleri üzerine ipotek konulduğu bu düzenlemeyle de ortaya çıkıyor. Yine, bu sözleşmeyle çalışanlar birer prangalı mahkûm gibi, elleri de bağlanmış vaziyette. Devlete çalışırken fazla mesai, sosyal yardımlar, denge tazminatı, döner sermaye katkısı gibi hiçbir ek ödeme bunlara yapılmayarak, insanlar âdeta, çalıştırıldıkları kapılara muhtaç duruma devlet tarafından sokulmuş durumdadır.

4/C kapsamındaki personele ilişkin sözleşmenin yıllık izin hakları da çağdaş yönetim sistemlerinde rastlanmayacak bir biçimde yılda on günle sınırlı tutularak, âdeta, sözleşmeli personelin sanki dinlenme ve izin yapma hakkı yokmuş gibi bu hak ellerinden alınarak gasp ediliyor. Peki, tüm çalışanlara bir hak olarak verilen tatil ve dinlenme hakkı bu insanlara neden hak olarak tanınmamakta? Bu kişiler yoksa modern köle olarak mı değerlendirildikleri için mi böyle bir haktan yoksun bırakılmaktadır?

Sözü edilen 4/C statüsündeki personelin çalışma şartlarını düzenleyen ve her yıl çıkarılan sözleşme değerlendirildiğinde de iktidarca, AKP Hükûmetince bu personelin aleyhine hem ücretleri hem diğer sosyal hakları bakımından sanki çalışan köleler statüsünde mahkûmlarmış gibi, böyle bir, ekmeğe muhtaç duruma getirilmeleri söz konusudur.

Bu personelin Türkiye genelinde, 2004 yılından bu yana özelleştirme işlemlerinin başlamasından bu yana yaklaşık 80 bin kadar olduğu da düşünüldüğünde, bilhassa 2004 yılında yürürlüğe giren özelleştirme uygulamaları sonucu işsiz kalanlar diğer kamu kurumlarında geçici personel statüsünde istihdam edilmelerine ilişkin uygulamayla söz konusu bu personeller oldukça mağdur ve bakımsız, sahipsiz bir duruma düşmüşlerdir. Öncelikle, atandıkları yeni kurumlarda görevleriyle ilgili yaptıkları işlere büyük bir uyumsuzluk ve psikolojik sorunları yaşamaya başlayarak işe başlıyorlar. Bu durum da personelin veriminin düşmesine ve çalışma arkadaşları arasında çeşitli huzursuzlukların çıkmasına neden olmaktadır.

Söz konusu personelin ücret farklılıkları ile çalışma saatleri konusundaki düzenlemede de geçici personelin kendisine verilen görevleri çalışma saatlerine bağlı kalmaksızın sonuçlandırmak zorunda kalması, buna karşılık herhangi bir ek ücret almaması durumu da günümüzün modern yönetim sistemlerine uymadığı gibi kendisini “Adalet ve Kalkınma Partisi” olarak adlandıran mevcut iktidarın adalet duygularıyla da çeliştiği kanaatindeyim.

Ücretsiz izinli sayılma süresinin de her ay için azami bir gün hesaplanması düzenlenmesinde de çalışma hayatımızı düzenleyen mevcut sisteme tamamen ters bir yaklaşım sergilenmektedir. 4/C kapsamındaki geçici personelin görev yeri sözleşmenin feshi hâlinde ihbar, kıdem ve başka adlar altında herhangi bir tazminatın ödenmemesi hususlarındaki düzenlemelerde de yine bütün dünyada ve bizim de uymaya çalıştığımız kamu yönetimlerindeki çalışma ilkeleriyle bağdaşmadığını da burada siz sayın milletvekillerine duyurmak isterim.

Tabii, bu uygulama sonucunda kamuda, bilhassa KİT’lerde ve kamu bankalarında 2004 uygulamaları sonucunda çok sayıdaki personel buradaki kendi çalışma sistemlerinin ve kendi uzmanlık alanlarının dışındaki görevlere atanmakla âdeta mecbur kılındılar.
Bu uygulamanın başladığı dönemde kamuda görev yaptığım süre içinde aynı yöntemle bilhassa İçişleri Bakanlığının taşra, il ve ilçe örgütlerine bu yolla atanan personelin bire bir karşılaştığı sorunları gördüğümde duyduğum üzüntüyü ve uğradığım o hayal kırıklığını da burada siz değerli milletvekillerimle, arkadaşlarımla paylaşmaktan vazgeçemeyeceğim.

Hiç unutmuyorum, bu denetimlerin birinde, bir ilin il idare kurulunda görevlendirilen, bankadan gelen değerli iki bayan arkadaşın, o uyum süresi içinde, sürekli dışarı çıkarak içeri girmesinden sorunu olduğunu anladım ve çıktıkça kendi heyecanını, kendi psikolojik sorununu gidermek amacıyla ilaç aldığını ancak bu ilaca bu göreve geldiği bu altı aylık süre içinde diazeme bağımlı hâle geldiğini söylediğinde, büyük bir üzüntüyle, kendisine, yaptığı işlerindeki eksikliklerini neredeyse görmezlikten gelecek şekilde bir acıma duygusu duydum. Çünkü bankadaki kişi “Ben bu işlerin yabancısıyım. Ben bir il idare kurulunda alınan bir kararın, bir 3091 Kanunu kapsamında alınan bir kararın içeriği hakkında, işlemleri hakkında yetişmedim.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Yaman, konuşmanızı tamamlayınız.

Buyurun.

M. NURİ YAMAN (Devamla) – Teşekkür ederim.

“Benim emekliliğime şu kadar süre var. Ben çocuklarımın geçimi için, ben ailemin geçimi için bu görevi kabullenmek zorunda kaldım. Üstelik eşim de benim bulunduğum bölgenin dışında görev yapıyor. Ben bu psikolojiyle –ben o zaman mülkiye müfettişi olarak görev yapıyordum- Sayın Müfettişim, ben bu dosyadaki gösterdiğiniz bu eksikliklerin içeriğini bilmeden bunları nasıl hazırlayabilirim?” Ve söyledikleri doğruydu. Çünkü, siz, o görevin gereği olan bir kişiyi buraya atamamıştınız. Siz, o kişiyi o göreve atarken bu görevin gerektirdiği bilgi ve birikimi olup olmadığını düşünerek vermediğiniz için ve bu benzeri birçok insanın psikolojik sorunlarla, hatta hatta intiharlara kadar gittiğini de burada vurgulamak istiyorum.

Sözü fazla uzatmadan bu kısa süre içinde değineceğim bir konu da…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

M. NURİ YAMAN (Devamla) – İzin verin Sayın Başkan, bir dakika içinde sözümü tamamlayacağım.

BAŞKAN – Buyurun.

M. NURİ YAMAN (Devamla) – Önemli bir kesimi ilgilendiren ve kamuda sayıları 84’ten bu yana gittikçe artan sözleşmeli personelin kangrenleşen bu sorununun gerçekten böyle bir araştırma önergesiyle ele alınması gerektiğini, vicdani bir sorumluluk olarak, işin uygulamasından ve içinden gelen bir kişi olarak belirtirken, söz konusu araştırma önergesine olumlu oy vereceğimizi belirtiyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (DTP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yaman.

Grup önerisinin aleyhinde Adıyaman Milletvekili Sayın Ahmet Aydın, buyurun efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi Grup önerisinin aleyhinde söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, nasıl ki Türkiye’nin uzun yıllardan beri bekleyen kangrenleşmiş sorunlarına AK PARTİ el attıysa, çözdüyse gerek geçici işçilerle ilgili olarak ve gerekse de sözleşmeli personelle ilgili birçok düzenleme yine Hükûmetimiz tarafından yapılmıştır. O yüzden, özellikle benden önce konuşan bütün hatiplerin burada bu manada da AK PARTİ’yi takdir etmesini beklerdim.

Değerli arkadaşlar, uzun yıllardan beri var olan geçici işçilerin sorunlarına AK PARTİ el atmış ve hatırlayın, 2007 yılında yine bu Genel Kurul, bu Meclis Türkiye’de yaklaşık 219 bin geçici işçinin sorununa el atmış, onları “daimî iş” pozisyonuna yerleştirmiştir. Uzun zamandır kamuda ve mahallî idarelerde yer alan bu geçici işçiler AK PARTİ’yle birlikte, 5620 sayılı Kanun’la refaha kavuşmuş, rahata kavuşmuş ve kendileri kadrolu işçi olarak şu anda da işlerine devam ediyor.

Şunu da antrparantez belirteyim ki, bu geçici işçilerin büyük bir kısmı da, büyük bir ekseriyeti de bizden daha önceki dönemlerde çalışmaya başlayıp ama o sıkıntılarla işlerine devam eden vatandaşlarımızdı. Bunların dışında kalan geçici işçiler ise sözleşmeli personel statüsüne kavuşmuştur.

Değerli arkadaşlar, 657 sayılı Kanun 1965’ten beri var olan bir kanun. 65’ten bu yana -sizlerin yaşı biraz daha fazladır belki bana göre, birçoğunuz daha kıdemlisiniz- hatırlayın, o tarihten bu tarihe kaç tane hükûmet geçti, kaç tane parti iktidar oldu. Bugüne kadar hangi parti, hangi hükûmet bu işçilerin sorunlarına el attı?

Bakın değerli arkadaşlar, 1992’den beri özelleştirmeler yapılıyor, bugün değil 1992’den beri özelleştirmeler yapılıyor ve 1992’den 2002’ye geldiğimizde ya da bu geçici sözleşmeli personelleri 4/C kapsamına aldığımız tarihe geldiğimizde yaklaşık 10 bin civarında işçi sokağa atılmış durumdaydı, özelleştirme nedeniyle işini kaybetmişti ve bunların sorunlarıyla o günkü iktidarlar maalesef hiç ilgilenmemişlerdi, el atmamışlardı.

Yine işçi sınıfından gelen talepler -başta Türk-İş olmak üzere- “Özelleştirme nedeniyle işini kaybeden işçilerin 4/C kapsamında değerlendirilmesi onları rahata kavuşturur.” gibi talepler Hükûmetimiz tarafından kabul edilmiş ve özelleştirme nedeniyle, hem daha önceki dönemlerde özelleştirme nedeniyle işini kaybedenler hem de mevcut, devam eden özelleştirme nedeniyle işini kaybedenler bu kapsamda değerlendirilerek kamu kurumlarında sözleşmeli personel statüsünde işe kavuşmuştur. Yani onları sokağa atan biz değiliz, bilakis onları sokaktan işlerinin başına koyan yine bu parti olmuştur, bu iktidar olmuştur.

Değerli arkadaşlar, pek tabii ki özelleştirme nedeniyle işini kaybedenleri nasıl ki 4/C kapsamında AK PARTİ istihdam ettiyse, inşallah yine onların şartlarının iyileştirilmesi de bu iktidarla mümkün olacaktır. Bizler onların sıkıntılarını biliyoruz ancak mevcut anayasal ve yasal durum da şu hâliyle buna imkân vermiyor. Diliyorum ve umuyorum ki tüm sıkıntıları giderecek olan kamu personel rejimiyle çok daha geniş bir zamanda ve geniş bir platformda konunun ele alınarak çözülmesi ve değerlendirilmesi gereklidir.

Değerli arkadaşlar, işte arz ettiğim nedenlerle, Meclisin oluşmuş bir gündeminin de olması nazara alınarak, sıkışık bir zamana denk getirilen Cumhuriyet Halk Partisi Grup önerisinin aleyhinde olduğumu belirtiyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

III. – YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Yoklama istiyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, grup önerisinin oylamasından önce yoklama talebi vardır. Bu talebi yerine getireceğim.
Yoklama talebinde bulunan arkadaşları tespit ediyorum: Sayın Anadol, Sayın Hamzaçebi, Sayın Aslanoğlu, Sayın Özyürek, Sayın Bingöl, Sayın Köse, Sayın Mengü, Sayın Emek, Sayın Koçal, Sayın Coşkuner, Sayın Barış, Sayın Paçarız, Sayın Köktürk, Sayın Seçer, Sayın Dibek, Sayın Gök, Sayın Arat, Sayın Sönmez, Sayın Durgun, Sayın Oksal.

Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, yoklama için üç dakika süre veriyorum ve yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisinin grup önerisini oylarınıza arz ediyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir.

You may also like...