4/C Personeline Döner Sermaye Ödenemez

Danıştay 11. Dairesinin Geçici Personele döner sermaye ödenemeyeceğine dair E:2009/1104, K:2010/9908, T:06/12/2010 sayılı kararı.

Hüküm veren Danıştay Onbirinci Dairesince işin gereği görüşüldü:

Dava, “1 Yıldan Az Süreli istihdam Edilecek Geçici Personel Hizmet Sözleşmesinin” 6. maddesinin 3. fıkrasında yer alan; “ilgiliye bu sözleşmede belirtilen ücretler dışında herhangi bir ad altında ödeme yapılamaz ve sözleşmelerine bu yolda bir hüküm konulamaz” ibaresi ile hizmet sözleşmesinin dayanağını teşkil eden ve 10.01.2009 tarihli ve 27106 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 2009/14538 sayılı Bakanlar Kurulu Kararının 3. maddesinin 5 nolu bendinde yer alan “geçici personele, bu Kararda belirtilen ücretler dışında herhangi bir ad altında ücret ödenemez ve sözleşmelerine bu yolda hüküm konulamaz” ibaresinin iptali istemiyle açılmıştır.

Anayasa’nın 128. maddesinde, Devletin kamu iktisadi teşebbüslerinin ve diğer kamu tüzel kişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları hizmetlerin gerektirdiği asli ve sürekli görevlerin, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle yürütüleceği ve bunların nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, hak ve yükümlülükleri, aylık ödemeleri ile diğer özlük işlerinin kanunla düzenleneceği belirtilmiştir.

657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 4. maddesinde kamu hizmetlerinin, memurlar, sözleşmeli personel, geçici personel ve işçiler eliyle gördürüleceği belirtildikten sonra, aynı Kanun’un 4. maddesinin (C) fıkrasında, geçici personel, bir yıldan az süreli veya mevsimlik hizmet olduğuna Devlet Personel Başkanlığının görüşlerine dayanılarak Bakanlar Kurulunca karar verilen görevlerde ve belirtilen adet ve ücret sınırları içinde sözleşme ile çalıştırılan ve işçi sayılmayan kimseler olduğu şeklinde tanımlanmıştır.

657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 4. maddesinin (C) fıkrasında düzenlenen geçici personel statüsü uzmanlık gerektirmeyen alanlarda belli bir işi yapmak ve iş bittikten sonra çalışan kişinin ilişiğini keserek Devlet bütçesine gereksiz yere yük olmasını önlemek için getirilmiştir. Zira belli bir vasıf gerektirmeyen, başlangıç ve bitişi belli olan süreli hizmetlerin gördürülmesi amacıyla ihtiyaç duyulan alanlarda sözleşme ile çalıştırılan bu personelle Devletin asli ve süreklilik arz eden işlerinin yürütülmesi mümkün değildir.

Dava konusu Bakanlar Kurulu Kararının 3. maddesinin 5. fıkrasında, geçici personele, bu Kararda belirtilen ücretler dışında herhangi bir ad altında ücret ödenmeyeceği ve sözleşmelerine bu yolda hüküm konulamayacağı belirtilmiş olup, anılan hükmün “1 Yıldan Az Süreli istihdam Edilecek Geçici Personel Hizmet Sözleşmesinin” 6. maddesinin 3. fıkrasında da aynen yer verildiği anlaşılmaktadır.

10 Ocak 2009 tarihli ve 27106 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren dava konusu 2009/14538 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile özelleştirme uygulamaları sonucunda işsiz kalan kişilerin sosyal ve ekonomik olumsuzluklarının kısmen de olsa hafifletilmesi amacı ile kamu kurum ve kuruluşlarındaki geçici mahiyette işleri yürütmek üzere geçici süreli sözleşmeli personelin 657 sayılı Kanun’un 4. maddesinin (C) fıkrasına göre istihdamı öngörülmüş olup, geçici personel olarak görev almanın tamamen isteğe bağlı olması, bu kişiler açısından sosyal ve ekonomik olumsuzlukların kısmen de olsa giderilmesinin amaçlanmış olması karşısında, geçici personelin ücretlerinin bütçe imkanları dikkate alınarak belirlenmesinde ve bu Kararda belirtilen ücretler dışında herhangi bir ad altında ödeme yapılmayacağı ve sözleşmelere bu yolda hüküm konulamayacağına ilişkin düzenlemede hukuka aykırılık bulunmamaktadır.

Davacı tarafından, kadrolu ve sözleşmeli personelle aynı işi yapan ve aynı katkıyı sağlayan geçici personelin, bu statülerden farklı olarak, hizmet sözleşmelerinde sözleşme ücreti dışında herhangi bir ad altında ödeme yapılamayacağının düzenlenmiş olmasının Anayasa’nın 10. maddesinde yer alan kanun önünde eşitlik ilkesine aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de; Anayasa Mahkemesinin birçok kararında vurgulandığı üzere, kanun önünde eşitlik, herkesin her yönden aynı kurallara bağlı olacağı anlamına gelmez. Kanunların uygulanmasında dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din ve mezhep ayrılığı gözetilmesi ve bu nedenlerle eşitsizliğe yol açılması Anayasa katında geçerli görülemez. Bu mutlak yasak, birbirinin aynı durumda olanlara ayrı kuralların uygulanmasını ve ayrıcalıklı kişi ve toplumların oluşmasını engellemektedir. Kimi yurttaşların haklı bir nedene dayanarak değişik kurallara bağlı tutulmaları eşitlik ilkesine aykırılık oluşturmaz. Durum ve konumlarındaki özellikler, kimi kişiler ya da topluluklar için değişik kuralları ve değişik uygulamaları gerekli kılabilir, özelliklere, ayrılıklara dayandığı için haklı olan nedenler, ayrı düzenlemeyi aykırı değil, geçerli kılar. Aynı durumda olanlar için ayrı düzenleme aykırılık oluşturur. Anayasa’nın amaçladığı eşitlik, eylemli değil hukuksal eşitliktir. Aynı hukuksal durumlar aynı, ayrı hukuksal durumlar ayrı kurallara bağlı tutulursa Anayasa’nın öngördüğü eşitlik çiğnenmiş olmaz. Başka bir anlatımla, kişisel nitelikleri ve durumları özdeş alanlar arasında, yasalara konulan kurallarla değişik uygulamalar yapılamaz. Durumlardaki değişikliğin doğurduğu zorunluluklar, kamu yararı ya da başka haklı nedenlere dayanılarak yasalarla farklı uygulamalar getirilmesi durumunda Anayasa’nın eşitlik ilkesinin çiğnendiği sonucu çıkarılamaz.

Anayasa’nın, 10. maddesi uyarınca aynı hukuksal durumda olan kişilerin aynı kurallara bağlı tutulması gerektiğinden ve değişik hukuksal durumda olanların ise değişik kurallara bağlı tutulması eşitlik ilkesine aykırılık oluşturmayacağından, kadrolu ve sözleşmeli personele geçici personelden farklı kuralların uygulanıyor olmasının girmiş oldukları farklı hukuksal statüden kaynaklanan özelliğin bir gereği olduğu ve bu durumun eşitlik ilkesine aykırılık teşkil etmediği kuşkusuzdur.

Açıklanan nedenlerle, davanın reddine, yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına, bu kararın tebliğini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay idari Dava Daireleri Kuruluna temyizen başvurulabileceğinin taraflara duyurulmasına, 06.12.2010 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

You may also like...