4-C’lilere bir tokatta..!

Kamu-Sen Genel Teşkilatlandırma Sekreteri ve Türk Büro-Sen Genel Başkanı Fahrettin Yokuş'un sendikanın internet sitesinde yayınlanan son yazısı.

Anadolu’da bir tabir vardır “garibin çilesi, ölünce biter” diye, günümüzde bu söz sanki sayıları 45 bine ulaşan ’li çalışanlar için söylenmiştir.

Önce fabrikaları kapatıldı. Daha sonra, “üç otuz paraya çalış”, dediler. Emekli gün sayıları dolunca re’sen emekli hakkı verdiler.

Onlar sordular; Biz suçu işledik? Fabrikalarımızı, iş yerlerimizi küresel sermayeye peşkeş çekin mi dedik? Anayasada yazan, “T.C. devleti sosyal bir hukuk devletidir.”sözü ile “Her vatandaş kanun önünde eşittir. Eşit işe eşit ücret” ifadeleri bizi kapsamıyor mu? Sorularına cevap verecek bir merci bulamadılar, sokaklara döküldüler.

istiyoruz” dediler. “Biz devletimize hizmet etmekten başka bir suç işlemedik” dediler. Önce taleplerine kulak tıkandı. Sonra sis bombaları, coplar ve tazyikli sularla Ankara ayazında saldırıya uğradılar. Saldırılara direndiler; tam 78 gün, aç susuz, karda kışta bir umut sesimizi duyan olur mu, diye. Ama yine seslerini duyuramadılar. Kulaklar sağır, vicdanlar kör olmuştu.

Fabrikaları kapatılırken, seyirci kalan örgütleri, Ankara’da ki onurlu direnişlerinde utanç belası yanlarında görüntü verdiler, sorunlarına sahip çıkıyormuş gibi yaptılar. İktidarla işbirliğine girdiler. Çalışanların emeğini pazarladılar. Onca mücadeleden sonra, takatleri kalmamış ve dirençleri kırılmış “4-C’ye Hayır” diyen emekçileri evlerine gönderdiler. Bir kere daha aldatılmışlardı. Onlar işe başladıkları kurumlarda aynı işi yaptıkları emsallerinin özlük haklarının aynısını istiyorlardı. Eşitlik adına, adalet adına, insanlık adına bütün talepleri bu idi.

Vicdanlar yumuşamadı. Tam tersi daha da taşlaştı. “Biz onlara iş verdik. Onlarsa nankörlük ediyorlar.” dendi. Ve gözden çıkarıldılar. Yok sayıldılar, yokluğa mahkum edildiler.

2010 yılı Toplu Görüşmelerinde bir umut ışığı doğmuştu. Hiç olmazsa alabileceklerdi. Uzun zaman sonra hatırlandıklarını sandılar. Sendikalarla, hükümet protokol yaptı. Tüm çalışanlarına aile yardımı ve sözleşmelilere verilecekti.

Ancak, hükümetin torba yasa ile düzenlediği haklarının içinde onlar yine yoktu. Yine yok sayılmışlardı. Yasa görüşülürken verilen önergelere de, yürekleri taşlaşmış olanlar, yine kayıtsız kaldılar. Maliye Bakanı ile birlikte el kaldırıp, “Hayır” dediler. Bu “hayır”ın anlamı, 4-C’lilere Aile Yardımı ve ek ödeme yok demekti. 4-C’li çalışanların böylece aileleri de, çocukları da yok sayıldılar.

Umut fakirin ekmeği idi. Gün doğmadan neler doğar diye, 4-C’liler bu sefer Anayasa Mahkemesine gözlerini çevirdiler. Yine hüsrana, bir daha hüsrana uğradılar. Anayasa Mahkemesi de iktidar sahipleri gibi 4-C ‘lilere bir tokat atmıştı. “4-C’li istihdam Anayasaya aykırı değildir”, yani kölelik ücretiyle çalışmaya devam.

4-C’lilerin aile ve çocuklarının yok sayılması utancını, iktidar sahipleri alınlarında bir kara leke olarak sonsuza kadar taşıyacaklardır. Ümit edilir ki; onların bu kara lekesini ülke yönetimine gelecek başka bir anlayış silebilir. 4-C’liler onurla dimdik durmalıdırlar. Çünkü onlar haklıdır. Asla yılgın ve bezgin hallerini taşlanmış kalplere göstermemelilerdir. Onlara inat eğilmeden ve bükülmeden durmalılardır.

Onlar lütuf istemiyorlardı. Emeklerinin karşılığını istiyorlardı. Sadece emsalleri kadar ücret talep ediyorlardı, adalet adına ve insanlık adına.Biz inanıyoruz ki; “Zalimin zulmü varsa, 4-C’linin de Allah’ı vardır” Yüce Allah, olanları görüyor, insanların rızkını azaltmak ve çoğaltmak ancak O’nun elinde, O’na sığınıp, sabırla, dua ile ve hak edenlere beddua ile mücadeleye devam etmelilerdir.

Benzer Haberler