4-C meselesinde ısrarımız olmasaydı bugün asla konuşulmuyordu

Türkiye Kamu-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk, Kamu-Sen İzmir Temsilciliğinin düzenlediği, Türkiye Kamu-Sen İzmir Yönetim Kurulları Tanışma ve Dayanışma gecesine katıldı.

Düzenlenen toplantıya Türkiye Kamu-Sen Genel Basın Sekreteri ve Türk Haber-Sen Genel Başkanı Sedat Yılmaz, Genel Merkez Yöneticilerimiz, Şube Başkanlarımız ve çok sayıda davetli katıldı.

Taşeron ve 4-C meselesini de gündeme getiren Genel Başkanımız İsmail Koncuk, “Öyle bir yanlış sistem kurgulanmış ki, düzeltilemiyor. Ama en azından bir yerden başlandı, bu da ciddi bir gelişmedir” dedi. Koncuk, “Çalışma hayatı iyi bir noktada değil. Yıllardır bas bas bağırıyoruz, taşeronlaşmayı. Hiçbir işçi sendikası iddia ediyorum bizim yüzde birimiz kadar bu konuyu gündeme getirmedi ve taşeronlaşmanın geldiği boyutu gördük. Neredeyse içinden çıkılamayacak bir hale gelmiş. Gelmiş ki, KİT’ler o taşeron sistemin içinde kaldı ve düzeltilmedi. Öyle bir yanlış sistem kurgulanmış ki, düzeltilemiyor. Öğretmen evlerinde çalışan taşeronlar kadroya alınamıyor. Okullarda çalışan taşeronlar kadroya alınamıyor. Sistem dışı kaldı onlar. O kadar zor ki bunu çözmek ve bu zorluk son on beş yılda bizim başımıza örüldü. Ama yine de teşekkür ediyorum, buradan bile dönmek önemlidir. Taşeron sistem çalışma hayatını yerle yeksan eden bir sistem haline gelmişti artık. Hastanede görev yapan bir çok arkadaşımız var burada, o bilgisayarın başında oturanlar 4-A’lı kadrolu memur olması gerekirken, çoğu o hastaneye taşeron temizlik elemanı olarak alınan insanlardır.

O sistemin kaldırılması lazım ki, kadrolu sistemin önüne tıkaç gibi konulan bu taşeronlaşma ucubesini başımızdan atalım. Ciddi bir adım atıldı ve Türkiye Kamu-Sen’in bunda ciddi bir payı var bunda. Taşeron konusu Türkiye gündeminde kaldıysa Türkiye Kamu-Sen’in çabasıyla kalmıştır. Çok net söylüyorum. Ama Bizim derdimiz evlatlarımızın başına örülen bu çorabın ortadan kaldırılmasıdır. Eksikleri vardır ama düzeltilir. Keşke memur işi yapanlar memur, işçi işi yapanlar işçi olsaydı daha güzel olurdu ama bir yerden başlanmış oldu. Çok önemli bir adımdır.

4-C meselesinde Türkiye Kamu-Sen’in ısrarı olmasaydı bugün asla konuşulmuyordu. Gündemde tuta tuta Allah’a şükürler olsun 4-B’li olmalarını sağladık. İnşaalah 4-A’lı da yaparız. Bundan sonraki mücadelemiz 4-B’nin tamamen ortadan kaldırılması olacaktır. Tüm alanlarda. Mesela PTT’de İHS sistemi kabul edilemez, kaldırılmalıdır. Belediyelerde 5393 sayılı sistem, vekil ebe, imam, hemşire, bunlar nedir?

Sözleşmeli öğretmenliğin kaldırılması için 2011 yılına kadar yapmadığımız eylem, miting, açıklama kalmadı. Her türlü hukuki yolu denedik. Konuyla ilgili girişimlerimizden sonuç alamayınca, son çare olarak Diyanet İşleri Başkanlığı’na bile başvurduk.

“Sözleşmeli öğretmenlik 2006 yılında getirildi, 2011 yılında kaldırıldı. 2006 yılı öncesinde kısmi zamanlı sözleşmeli öğreticilik denilen bir istihdam yöntemi getirilmişti. Sendikamız, kısmi zamanlı sözleşmeli öğreticiliğe dava açtı. O tarihte Türk Eğitim-Sen dışında hiçbir sendika dava açmayı akıl edemedi. Davamız sonucunda kısmi zamanlı sözleşmeli öğreticiliği iptal ettirdik. Kısmi zamanlı sözleşmeli öğreticilik bugünün 4/C’li istihdam modeli idi. Davayı kazanmamızın ardından öğretmenlikte 4/B’li yani sözleşmeli istihdam modeli getirildi. Aslında 657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu’nda 4/B’li istihdam var. Şöyle ki; devlet memurluğuna sınavla atama oluyordu. Ama bazı istisnalar vardı. Hizmetine gerek duyulan uzman personele ihtiyaç oluyordu, o kişiler sınavsız alınıyordu. 4/B bu istisna görevlendirmeler yapılmak üzere kanunda bulunmaktadır.

Ancak bu istihdam modelini 2006 yılında asıl istihdam şekline dönüştürdüler. Türk Eğitim-Sen olarak sözleşmeli öğretmenliğe de dava açtık. Öte yandan 2011 yılına kadar yapmadığımız eylem, miting, açıklama kalmadı. Her türlü hukuki yolu denedik. Konuyla ilgili girişimlerimizden sonuç alamayınca, son çare olarak Diyanet İşleri Başkanlığı’na bile başvurduk, ‘Aynı okullardan mezun, aynı işi yapan, aynı performansı sergileyen insanlara farklı hukuki normların uygulanması zulüm müdür?’ diye sorduk. Diyanet İşleri Başkanlığı da “İslam dini zulmü ve zulmü çağrıştıran hiçbir eylemi, uygulama ve davranışı onaylamaz. Bu hususta asla tereddüt yoktur. Ayrıca, yüce dinimiz insanların temel hak ve özgürlüklerinin de etkin şekilde güvence altına alınmasını ve korunmasını emreder. Bu hususta da bir kuşku bulunmamaktadır. Ancak dilekçenizde dile getirdiğiniz konu idari bir konudur. Kurumların tesis ettikleri işlemler hakkında değerlendirmede bulunmak ve görüş beyan etmek, Başkanlığımızın görev ve yetki alanı dışındadır” açıklamasında bulundu.”

Zulüm dinimizde lanetleniyor ve bir çok yerde. DİB güzel bir cevap verdi, gerçi sonuna doğru kaçamak bir cevap oldu ama “İslamiyet bunu reddeder” diyor. Ama sonunda “Bu idari bir konu olduğu için bu konuda fetva vermemiz çok uygun düşmez” diyor. Ancak başında İslamiyetin farklı hukuki normlar tatbik edilmesini doğru bulmadığını, bunun bir zulüm olduğunu kabul ediyorlar. Onu dahi yaptık. Biz bunları yaparken birilerinin sesi çıkmadı, sokağa çıkmadılar ama utanmadan “Çözdük” dediler. Bizim mücadelemizin, mitinglerimizin haddi hesabı yok. 4-C’liler için, “Nedir ki 15 bin kişi” diyorlardı ama biz mücadele ettik ve gündemde tuttuk. Bunları biz yapıyoruz. (Türkiye Kamu-Sen)

You may also like...