4-C demokrasisi

Daha önceki yazılarından tanıdığımız, Gerçek Gündem sitesinden Nihal KEMALOĞLU’nun “4-C demokrasisi” başlıklı son yazısı.

2011 yılının Cumhuriyet tarihinde çalışma hayatının bütün sosyal kazanımlarından köklüce temizleneceği yıl olacağı belliydi.
Referandum sonrası devlet kurulumundaki değişimin yani yürütme, yargı ve yasamanın yekpare bloklaşmasının sonuçları gecikmedi.

‘Sosyal hukuk devleti’ ve ‘sosyal güvenlik’ kavramının hayatımızdan çekildiği ve hepimizin ‘geçici personel’ olacağı zamanlar başlıyor.
Anayasa Mahkemesi geçen hafta ‘geçici ve güvencesiz çalışma biçiminin’ artık ‘asli çalışma biçimi’ olduğunu teyit eden bir karar aldı.
Danıştay tarafından ‘Anayasaya aykırılık’ taşıdığı gerekçesiyle Anayasa Mahkemesi’ne taşınan, 44 bin kişiyi ilgilendiren 4-C maddesinin iptal istemiyle açılan davada Anayasa Mahkemesi
4-C’yi anayasaya aykırı bulmadı.
Anayasa Mahkemesi oyçokluğuyla alınan kararla davayı reddetti.

4-C, 657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 4-C fıkrasıyla belirlenmiş ‘geçici personeli’ kapsıyordu.
Tekel işçi direnişiyle gündeme gelen 4-C statüsü, devletin kamu personelinin istihdamını ‘eritmek’ için icat ettiği öncü ‘esnek ve güvencesiz’ çalışma modeliydi.
Tüm çalışanların ‘sosyal güvenliğinin’ ve ‘özlük haklarının’ güvencesinin koruyucusu devlet, epeydir ‘esnek istihdamda’ öncülük yapıyordu.
Danıştay’ın 4-C’yle ilgili ‘iş güvencesini ve sosyal güvenlik hakkını korumayan bir yasanın, çalışma hakkını koruduğundan söz etmeye olanak yoktur’ diye değerlendirip Anayasa Mahkemesi’ne
4-C’yi iptal istemiyle dava açıp Anayasa Mahkemesi’nin de 4-C’yi anayasaya uygun bulması tarihi bir karardır.

Açıkçası kamu- özel sektör fark etmeksizin ‘iş güvencesi’, ‘gelir güvencesi’ ve ‘özlük hak güvencesi’ bitmiştir…
Torba Yasa’nın Meclis’ten geçmesiyle aralanan kapı, Anayasa Mahkemesi kararıyla sonuna kadar açılmıştır…

Şimdi iş hayatı, yeni iş modelleri ve yasalarıyla baştan aşağıya yeniden kuruluyor. Ve bu defa ‘Kişinin temel ve sosyal haklarına olan engellerin kaldırılmasının devletin ödevi’ olduğu gibi bir sosyal ilke hiç işletilmeyecek…
Aksine ekonomik büyümede Avrupa şampiyonu ve dünya üçüncüsü ülke, bütün çalışma hayatını tamamen esnek istihdama geçiriyor.
‘Sözleşmeli’, ‘geçici’, ‘kısmi süreli’ çalışma biçimleri ve taşeronlaştırma, ‘milli istihdam projemizin’ temel ve anayasal çalışma biçimleri oluyor.
Birkaç yıl içinde ‘kadrolu ve güvenceli’ iş tanımı yapan biri, kesin tarih-dışı ilan edilecek.

Gayet açıktır ki ‘egemen güçlerin dövüşleri’ ve ‘siyasi kutuplaşmalarla’ gözleri bağlanmış kamuoyu, henüz ‘yeni çalışma yasalarının’ onlardan evladiyelik gasp ettiği ‘sosyal kazanımların’ pek farkında değil.
Ama bugün itibarıyla olur da iş bulan bir gencin ‘parçalı, kısmi, geçici’ işlerle emeklilik hakkını elde etmesi hülyalı bir hayalin bile ötesinde.
Türkiye, ‘ucuz emek piyasasını’ nihayet kuruyor ve İLO’nun ‘sosyal hak gaspları’ nedeniyle kara listesindeki ülkemiz, küresel sisteme ’emek arzı’ yaratarak Hindistan ve Çin’le rekabet edecek.
Yok ‘reform’, yok ‘istihdamı artırıcı’ düzenlemeydi diye piyasa mantığıyla rasyonelleştiren düzenlemelerle ‘ücretler kırıla kırıla düşürülecek’ en ucuza ve en güvencesiz koşullara razı gelenler, işsiz stoklarından çekilip çalıştırılacak.

Kamu öncülüğünde başlatılan 4-C, ‘esnek ve güvencesiz istihdamın’ ana ve temel modeli olarak ‘anayasal çerçevesini’ kazandı.
Ve bundan sonra herkes ailesiyle bir gün 4-C model istihdamla tanışacağı zamanı beklesin.
Ne diyelim hepimiz artık doğrudan ‘mevsimlik işçiyiz’.

You may also like...