MUSTAFA KALAYCI (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Seydişehir Alüminyum Anonim Şirketinin özelleştirme işlemi hakkında Danıştayın iptal kararı nedeniyle ortaya çıkan durum konusunda gündem dışı söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle, muhterem heyetinizi saygılarımla selamlıyorum.
Konya’nın ilçesi olan ve ismi Seyyid Harun Veli Hazretleri’ne izafeten verilen Seydişehir, Konya-Antalya kara yolu üzerinde, Torosların kuzeyinde, Küpe Dağı’nın eteğinde kurulmuştur. Şehir merkezinin nüfusu son nüfus sayımına göre Ereğli ve Akşehir’den sonra, Konya’nın nüfus bakımından üçüncü büyük ilçesidir.
İlçe merkezinde 1969 yılında montaj çalışmalarına başlanan, 1977 yılında tam kapasiteyle üretime geçen alüminyum tesisleri, Seydişehir ekonomisinin can damarı niteliğini taşımaktadır. Sadece ilçenin değil, çevrede yer alan başta Bozkır, Ahırlı ve Yalıhüyük ilçeleri olmak üzere bölgede yaşayan birçok vatandaşımızın en önemli geçim kaynağı ve ekmek kapısı durumundadır.
Türkiye’de birincil alüminyum üreten tek kuruluş olan Eti Seydişehir Alüminyum Anonim Şirketi 1999 yılında özelleştirme kapsamına alınmış, 2000 yılında 57’nci Hükûmet döneminde kapsamdan çıkarılmış ve tesislerin rehabilite edilmesi öngörülmüş ancak 2003 eylül ayında yeniden özelleştirme kapsamında alınmıştır. Eti Alüminyum, ilçede madenler ve üretim üniteleri, Antalya Limanı’nda ithalat, ihracat grubu bulunan, boksitten folyo, levha, profil ve benzeri uç ürüne kadar üretim yapan dünyada birkaç entegre tesisten biri ve toplam 60 bin ton kapasiteyle sektörde tek üretici, Türkiye’nin toplam alüminyum ihtiyacının önemli bir kısmını karşılayan ve kırk dokuz yıl süreli otoprodüktör lisansına sahip Oymapınar Santralinin işletme hakkını aktifinde bulunduran bir yapıda iken özelleştirme işlemine tabi tutulmuştur.
Eti Alüminyumun özelleştirilmesini teminen 17/6/2005 tarihinde yapılan ihale sonucu 305 milyon dolara satılması, Özelleştirme Yüksek Kurulunun 25 Temmuz 2005 tarihli kararıyla kabul edilmiştir. Sendika tarafından açılan dava sonucu, ihale şartnamesiyle 17/6/2005 tarihli ihale komisyonu kararının ekonomide verimlilik artışı ve kamu giderlerinde azalma amacını gerçekleştirecek nitelikte bulunmadığı ve 4046 sayılı Kanun’a aykırı olduğu gerekçesiyle Danıştay 13. Dairesinin 29/5/2006 günlü kararıyla yürütmenin durdurulmasına karar verilmiştir.
Özelleştirme İdaresi, yürütmenin durdurulması kararının kaldırılması istemiyle itiraz davası açmış, söz konusu dava Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca görüşülmüş ve yapılan itirazın yürütmenin durdurulması kararının kaldırılmasını gerektirecek nitelikte görülmediğinden 28/9/2006 günlü kararıyla reddedilmiştir. Nihayet, Danıştay 13. Dairesi, 27/11/2007 tarihli kararıyla Eti Alüminyum Anonim Şirketinin özelleştirme işlemini iptal etmiştir. Şubat 2008 ayında gerekçeli kararın tebliğ edildiği, Özelleştirme İdaresinin geçtiğimiz günlerde bu karar hakkında Danıştay Dava Daireleri Kuruluna başvurduğu bilgisi alınmıştır.
Değerli milletvekilleri, AKP hükûmetleri, Yüksek Mahkemenin kararlarının gereğini yerine getirmemektedir. Yürütmeyi durdurma kararı, yapılan işlemin kamusal zarar doğuracağını öngörerek verilmiştir ancak yargı kararı uygulanmamış, hukuk tanımaz bir davranış sergilenmiştir. Yapılan itiraz üzerine Danıştay İdari Dava Daireleri bu itirazı reddetmiştir. Bu karar da uygulanmamış, yürütmeyi durdurma kararı bir yargı kararı değilmiş gibi bir tavır ortaya konulmuştur. Son olarak özelleştirme işlemlerinin iptaline karar verilmiş, bugüne kadar söz konusu iptal kararı konusunda da bir işlem yapılmamıştır.
Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devleti olup Anayasa’mızın değiştirilmesi dahi teklif edilemez maddelerinden olan 2’nci maddesinde hüküm altına almıştır. Anayasa’mızın 138’inci maddesinde ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nda, mahkeme kararlarının uygulanmasıyla ilgili hükümler açık bir şekilde yer almıştır. Dolayısıyla mahkeme kararlarının uygulanmaması suçtur. Buradan AKP Hükûmetine soruyorum: Siz hak, hukuk, anayasa bilmez misiniz? Siz hukukun üstünlüğünü tanımıyor musunuz? Sizin vicdanınız da mı yok? Yürütmenin durdurulması kararının verildiği 29 Mayıs 2006 tarihinden bu yana tüm Seydişehir halkı ne olacağını, ne yapılacağını beklemekte; tesisin çalışanları, fabrikanın işçileriyken özelleştirme sonrası başka kurumlara atanan 4/C mağdurları tedirgin, ne yapacağını bilememektedir. Tesisleri alan firma da önünü görememektedir. Bu bir manevi işkencedir, bir zulümdür. Bir hukuk devletinde yapılacak işlem bellidir: Hiç kimsenin mağdur edilmesine meydan vermeden mahkeme kararlarını uygulamaktır. AKP Hükûmetini bir an önce Danıştay kararının gereğini yapmaya davet ediyorum.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
MUSTAFA KALAYCI (Devamla) – Değerli milletvekilleri, burada 4/C mağdurlarının durumuna da değinmek istiyorum. Fabrikanın işçileriyken özelleştirme sonrası başka kurumlara 4/C maddesi kapsamında yapılan atama işlemi hakla, hukukla ve insafla bağdaşmamaktadır. Zira 657 sayılı Kanun’un 4/C maddesi, bir yıldan az süreli ve mevsimlik hizmetlerde geçici personel çalıştırılmasını öngörmektedir. Hâlbuki mevcut uygulamada 4/C personelinin çalıştığı hizmetler, sürekli hizmetlerdir. Her yıl on aylık süreyle çalıştırma, hizmetin kısa süreli olduğu anlamına gelmez. Bu nedenle, uygulama kanuna aykırıdır. AKP Hükûmetinin bunlar ortada kalmışken “4/C kadrolarına atadık.” açıklaması açıkçası pişkinliktir. Zira ortada bırakan da AKP Hükûmetinin kendisidir. Geçen yıl, geçici işçilerin kadroya alınmasına ilişkin kanun çıkarılmış, ancak 4/C personeli kapsam dışı bırakılarak adaletsizlik yapılmıştır. Yine, geçtiğimiz günlerde Tekel işçileri için yapıldığı üzere, başka kurumlara hak kaybına uğramadan nakledilme imkânının alüminyum işçilerine de verilmesi, eşitlik ilkesinin bir gereğidir. Bu itibarla 4/C statüsünde çalışan arkadaşlar hemen kadroya alınmalı ve senenin on iki ayı çalışmaları sağlanarak bu mağduriyete son verilmelidir. Hukuk bunu gerektirir, vicdan bunu gerektirir.
Teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
***
REŞAT DOĞRU (Tokat) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.
2022 sayılı Kanun’a göre, altmış beş yaşın üzerindeki insanlarımıza yani kimsesiz, mağdur, fakir olan insanlarımıza maaş veriliyor. Bu maaşın miktarı yaşlı aylığı olarak 83,14 YTL’dir. Özürlü yakınlarına da aynı şekilde 166,27 YTL miktarında maaş veriliyor. Acaba bu insanlar bu alınan paralarla geçinebilir mi, bunu öğrenmek istiyorum.
İkinci olarak da: Bu kanunla beraber 4/B ve 4/C’yle ilgili bir çalışma yapılamaz mı? Yani devlet memurlarının şu an itibarıyla bir kısmı 4/B’li çalışıyor, bir kısmı 4/C’li çalışıyor. Bu da ilerideki dönemlerde bir karışıklığa sebep olabilir diye düşünüyoruz. Bu noktada bir şeyler söylemek ister misiniz?
Teşekkür ederim.